En Uzun Ömür Hangi Ülkede?
Bazen sabahları erkenden kalkıp, hayatın hızına ayak uydurmaya çalışırken, birdenbire insanın hayatına dair büyük sorular belirmeye başlar. Bu sorulardan biri de “En uzun ömür hangi ülkede?” sorusu olabilir. Herkesin içinde bir yerlerde zamanın, ömrün nasıl geçtiğini sorgulayan bir his vardır, değil mi? Hep bir şeyler kaçırıyormuşuz gibi, sanki daha çok zamanımız olmalıymış gibi. Bir yandan da bir tür huzur arayışına giriyoruz. İşte, tam da bu yüzden, bu yazıyı yazarken bir taraftan ömrümüzü nasıl daha anlamlı kılacağımızı, nerede yaşanabileceğini düşündüm. Hangi ülkede yaşamayı hayal ederdim? Hangi ülkede yaşlılık, yalnızca bir yaş değil, bir anlam kazanır?
O Gün Sabahı: Hayal Kırıklığı ve Heyecan
Bir sabah Kayseri’de güne başlarken, kahvemi yudumlarken aklıma gelen ilk şeylerden biri, yaşlanmaya dair duyduğum korkuydu. Gençlik bir yandan ne kadar güzel olsa da, bir noktada o hızlı geçen yıllar seni korkutmaya başlar. Derken, birdenbire ‘En uzun ömür hangi ülkede?’ sorusu zihnimi sardı. Aniden, sanki cevabı öğrenmem gerekiyormuş gibi hissettim. Merak ettim: Biri 100 yaşına geldiğinde mutlu olabiliyor mu? Yoksa yaşadığın yer, yediğin içtiğin şeyler, çevrenin seni etkileyen her küçük parçası, bu konuda belirleyici mi?
Birkaç dakikalık düşüncenin ardından, Japonya’daki Okinawa Adası’na dair öğrendiğim birkaç bilgiyi hatırladım. Japonya, yaşlılarının mutluluğu ve uzun ömürleriyle ünlüydü. Bunu ilk kez üniversitedeki derslerde duymuştum ve o an gerçekten ne kadar basit bir yaşam tarzının, insanları nasıl sağlıklı ve uzun yaşattığını sorgulamıştım. Bir yanda, sadece bu sabahın sabahı bile hızlı bir şekilde geçerken, Okinawa’da insanlar yavaş bir şekilde, sakin ama anlamlı bir yaşam sürüyorlardı. O sabah, Kayseri’nin koşturmacasında yaşadığım yoğunluk ve kaybolmuş hissimle, Okinawa’nın sakinliği arasında bir karşılaştırma yapmayı düşündüm.
Okinawa’nın Sırrı: Yavaş Yaşamak
Okinawa’da yaşayanlar, “ikigai” adlı bir kavramı çok benimsemişlerdi. İkigai, kişinin hayatına anlam katan şeylerin toplamı demekti. Birçok Okinawalı, sabahları güne başlamadan önce, neyi neden yaptıklarını düşünüyorlardı. Bu düşünce, her gün yaşadıkları hayatın bir parçası haline gelmişti. O sabah aklımda, “Acaba ben de öyle bir hayat yaşayabilir miyim? Sabahları işe gitmeden önce, kendime bu kadar değerli bir anlam katarak uyanabilir miyim?” diye düşünmeye başladım.
Japonya’nın Okinawa Adası’nda 100 yaşına ulaşan insanların sayısı, dünyada en yüksek orana sahip. Hatta bu insanlar, 90 yaşından sonra da hala aktif bir şekilde sosyal yaşamlarını sürdürüyorlar. Birçok Okinawalı, bahçelerinde çalışıyor, aileleriyle zaman geçiriyor ve sıklıkla toplumsal faaliyetlere katılıyorlar. Ama burada dikkate değer olan şey sadece bu değil. Okinawa halkının bu kadar uzun yaşamasının sırrı, yaşam tarzlarındaki sadelikte gizli. “Savaşma, dur, dinlen ve keyif al” gibi bir yaşam mottoları var.
Ve o sabah, birdenbire kaybolmuş gibi hisseden ben, şehre göz atarken Okinawa’nın sakin yaşamını düşünmeye başladım. Beni o an gerçekten derinden etkileyen şey, bu kadar yavaş, doğal ve samimi bir yaşamın aslında ne kadar değerli olduğuydu.
Yaşamın Basitliğinde Güç Bulmak
O sabah, aklımda dönüp duran sorulardan biri de “Yaşamı basitleştirdiğimizde, ömrümüzü daha mutlu bir şekilde geçirebilir miyiz?” oldu. Kayseri’nin karmaşasıyla karşılaştırdığımda, Okinawa’daki yaşam bana farklı bir şeyler öğretiyordu. Orada insanlar işin, hayatın anlamını basit ve net bir şekilde bulmuşlardı. Her günün, her anın, her bir küçük aksiyonun bir anlamı vardı. Yavaş yemek yiyorlardı, sevdikleriyle vakit geçiriyorlar ve dünyadan beklentilerini kısıtlıyorlardı. Bence, bunlar aslında büyük bir zekâydı, ama bir tür basitlikti de.
O sabah, “İkigai” hakkında daha fazla şey okumak için hemen bilgisayarımı açtım. Belki de Japonlar bu konuda benden daha fazla şey biliyorlardı. Okudukça, Okinawa’daki insanların sadece fiziksel sağlıkla ilgili değil, aynı zamanda psikolojik sağlıkla ilgili bir sır taşıdıklarını fark ettim. Onlar için aile, bağlar, anlamlı işler ve toplumsal aidiyet duygusu önemliydi. Sağlıklı olmak, sadece bedenin değil, zihnin de sağlıklı olması demekti. Bu bana, genç yaşımda bile insanın mutluluğunun aslında çevresinden çok, içsel dinamiklerinden kaynaklandığını hatırlattı.
Hayatımda Bir Dönüm Noktası: Yavaşlamak
Ve işte o sabah, birdenbire kaybolmuş hissettiğim anlarda, Okinawa’daki yavaş yaşamı ve ikigai anlayışını düşünerek, kendimi buldum. O sabah, Kayseri’nin gürültüsünde, sabahın telaşında, yavaşlamanın ve gerçekten yaşamanın ne kadar değerli olduğunu fark ettim. O gün, bir karar aldım. Bunu yazarken bile hissediyorum, ruhumda bir ağırlık vardı ama aynı zamanda bir hafiflik de vardı. Yaşamı daha derinlemesine sorgulamak ve her anın değerini bilmek, belki de en büyük sırrı keşfetmekti.
İçimde, başka bir yerde, başka bir dünyada olmak istedim. Okinawa’daki gibi, her sabahın anlamını bilerek uyanmak, her adımda hayatın değerini kavrayarak yaşamak… Belki de, uzun yaşamanın sırrı burada yatıyordu. Yavaşlayarak ve anlamlı bir şekilde yaşamak, ömrün uzun olmasından çok, daha değerli olmasını sağlıyordu. O sabah, bir yerde, hayal kırıklığı ve umut bir arada karışmıştı ama sonunda kalbimde bir huzur vardı.
Sonuçta, En Uzun Ömür Hangi Ülkede?
O sabah öğrendiğim şeylerden biri de şuydu: En uzun ömrün olduğu yer, sadece coğrafi olarak bir ülke değil. O yer, yavaşlayıp, her anı anlamlandırarak yaşayan, insanların olduğu her yerdi. Eğer ömrü uzun kılmak istiyorsak, belki de ilk adım yavaşlamak, hayatın içindeki basit ama değerli şeylere odaklanmaktı. Gerçekten yaşamak için her zaman bir fırsat vardır; tıpkı Okinawa’da olduğu gibi…