120 2’ye Bölünür Mü? Bir Hesaplaşma
Kayseri’de, sabahın erken saatlerinde, güneş yeni yeni dağların arkasından göz kırparken, küçük bir kafede oturuyordum. Bu sabah bana, içimde biriken tüm duyguları dışa vurma ihtiyacı hissettirmişti. Bir fincan kahve, biraz hüzün, biraz da hayatın ağırlığı vardı içimde. O sırada cebimden bir not defteri çıkardım. Günlüklerim, her zaman içimi dökebildiğim en güvenli alan olmuştu. Bugün, derin bir nefes alıp, en karanlık duygularımı yazmaya karar verdim.
Hesaplarla Yüzleşmek
120’nin 2’ye bölünüp bölünemeyeceğini düşünüyorum. Aklımda bu basit soruya dair bir sorgulama var, ama aslında bu sadece bir başlangıç. 120’nin 2’ye bölünüp bölünememesi gibi, hayatımda da bazen soruların cevapları hiç de basit olmuyor. İçinde bulunduğum durum da buna benziyor. Çevremdeki herkes “bölünebilir” diyordu ama ben 120’nin 2’ye bölünemediği bir gerçek gördüm. Bu, ne kadar tutarsız, karmaşık, kırık dökük olsa da, bana dair bir şeydi.
Bazen, hayatın da 120 gibi olduğunu hissediyorum. Ne kadar dikkatli olursam olayım, bir noktada bölünmeye başlıyor. Ama kimse bunun farkına varmak istemiyor. Öylece geçip gidiyorlar. Dışarıdan bakınca her şeyin yolunda gibi göründüğünü kabul ediyorum, ama bir yerlerde, bir yerlerde büyük bir boşluk var. Bu sabah, kahvemi içerken bu boşluğu daha da derin hissettim.
Yalnızlık ve Umut Arasında
Gece, kendi içimde bir hesaplaşmaya dönüştü. 120’nin 2’ye bölünüp bölünemeyeceği, aslında uzun zamandır kendime sorduğum bir soru gibiydi. Kimse bana neden doğru yolu gösterecek kadar açık sözlü olamıyor? Hepimiz bir şekilde, hayatın her anını hesaplayarak ilerliyoruz. Ama bazen, böylesine basit bir matematik sorusu gibi, hayatta karşımıza çıkan şeyler de çok basit olmuyor. O sabah, içimdeki yalnızlık, bana bunu hatırlattı.
Hayatımda, birkaç yıldır sadece kendimle yüzleşiyorum. Ama her zaman umut da var. Her yeni güne, her yeni güneş doğduğunda, bir umutla başlıyorum. Gerçekten de, 120’nin 2’ye bölünüp bölünemeyeceği sorusu bana, bazı şeylerin cevaplanamayacağını hatırlatıyor. Ama o cevapsızlık, insanı gerçekten büyütüyor. Bunu kabul ettiğimde, birden içimde bir hafiflik oluştu. Evet, bazen soruların cevabını bulamayabilirim. Ama bu, doğru cevapları aramaktan vazgeçmem gerektiği anlamına gelmez.
Kayseri’nin Sokaklarında Yalnızlık
Sokakta yürürken, insanlar etrafımda koşuşturuyor. Ama ben, kendi adımlarımın sesini duyuyorum. Kayseri’nin en kalabalık caddelerinde bile, bazen yalnız hissediyorum. Sanki dünya etrafımda dönüyor ama ben bir kenarda durup her şeyi izliyorum. O an, bir dükkânın vitrinine yansıyan yüzümü fark ediyorum ve düşündüm; belki de hayat gerçekten 120’nin 2’ye bölünüp bölünemeyeceği kadar basit değil.
Yalnızlık, bazen sormadığın soruları sana en sert şekilde hatırlatır. Her adımda, içimde bir ses “sen bu soruyu çözemezsin” diyor. Ve o an bir şey fark ediyorum; belki bu yalnızlık da bir anlam taşıyor. Bu duygunun içinden geçerken, 120’nin neden 2’ye bölündüğünü ya da bölünemediğini düşünmek, bana sadece bir şey hatırlatıyor: Hayatın soruları bazen cevapsız kalabilir, ama bu, yaşamı daha değerli kılar. Çünkü o cevapsızlık, içinde pek çok şey barındırıyor.
Geleceğe Bakmak
İçimdeki bu boşluk, kaybolan zamanın acısını hissettiriyor. Ama yine de, umut bir yerlerden çıkıp geliyor. Her sabah, yeni bir sayfa açma düşüncesiyle uyanıyorum. Bu sabah, kahvemi yudumlarken, 120’nin 2’ye bölünüp bölünemeyeceği sorusunun ne kadar basit göründüğünü düşündüm. Ama bir yandan da, hayatta her şeyin çok daha karmaşık olduğunu biliyorum.
O sabah, yazarken, hayal kırıklığımı bir kenara bırakıp bir umut ışığı yakaladım. Bu yaşam, bazen soruları cevaplamadan ilerliyor, bazen de yolda kendimizi buluyoruz. 120’nin 2’ye bölünmesinin cevabı basitti ama hayat, kesinlikle basit değildi. İnsanlar, zaman ve hayaller… Bunlar da bir şekilde bölünür, ama belki de bu bölünmeler, her birimizin farklı yönlerini daha iyi anlamamıza yardımcı olur.
Sonuçta
Bugün, 120’nin 2’ye bölünüp bölünemeyeceğini sorgularken, hayatımda birçok şeyi de sorgulamış oldum. Yalnızlık, umut ve içsel hesaplaşmalar… Her biri, bana başka bir şey anlattı. Kimseye görünmeyen bir boşluk, bazen cevaplar değil, soruların kendisiyle yüzleşmek gerekir. Ben de bu sabah, o cevaplardan daha çok sorularla baş başa kaldım. 120’nin 2’ye bölünüp bölünemeyeceği, aslında o kadar önemli değildi. Önemli olan, her şeyin bir anlam taşıyor olmasıydı.